“Sen de sevdin ama beni ?” Dedi, ve düşündüm. “Evet” mi daha büyük şerefsizlik olurdu kendime,yoksa “hayır” mı şerefsizlikten fazlası olurdu ona karşı diye.
Bazen kolundan tutup getiresim geliyor seni yanıma. Sorgusuz sualsiz ama,hiç konuşma sen,sus ve yanımda dur. Koklarım seni ben,öperim ,sarılırım. Bebeğim olursun bir günlüğüne. Bir günlüğüne benimmişsin gibi hissederim. Kazananı kaybedeni olmayan bir oyun olur oynadığımız. Hep kazanıyor gibi oynarız ne güzel, aslında hep kaybettiğimizi unuturuz bir günlüğüne. Kendin gelsen ben tutup çekmeden seni, o zaman hakikaten bebeğim olursun,fazla gerçek olur inanamam bitanem,olm bak git!benim ciddiyet seviyem yetersiz olduğu için satırlarıma son veriyorum,öptüm say gömdüm bay.

Farkındalığı en büyük silahıydı o kızın. Ama her sıkışında geri teperdi silahı. Karşısındakini öldürür,kendi suratını kanlar içinde bırakırdı. Öğrenemiyordu bir türlü sımsıkı durmayı,bırakmıyordu da silahını elinden. Ölsün isterken herkes, her gecen gün daha yabancı bir suratla çıkıyordu aynalar karşısına. Kanlar içindeki yüzü sıkmıyordu canını,çünkü günden güne çirkinleştiğinin de farkındaydı kız.
O kız,zavallının tekiydi;eline silah verilip kendini kral sanmasına neden olunan.
Ne kadar çirkinleşebilecekse çirkinleşsin ama elinden alınmasındı silahı. Silahı görenlerin korkusu ve çirkinliğine duyulan tiksinti bu dünyada bir yeri olduğunu söylüyordu kıza adeta. Haklıydı aslında söylediklerinde; kendisini ciddiye alan herkes aptallığından ötürü cezalandırılmalıydı çünkü.
Kritik
Tanrıya meydan okurcasına ,hayata gözlerini yumacağın zamanı senin seçmendir özgürlük belki,belki de sahip olduğun her şeyden vazgeçip dibe vurmayı başardığın an;elini kolunu sallaya sallaya dolaşabilmektir tıklım tıklım sokaklarda. Elindeki keskin bıçağa aldırış etmeden hem de.
Boş sokaklardan korkmadığın için güçlü hissetmek değildir belki asıl güç,en kalabalık sokakta bile çevrendekilerin uzak durmaya çalışmasıdır senden.
Ne güçlüsün o zaman ne de özgür,çünkü hala birilerini kanatmaktan korkup kimsenin seni duyamayacağı yerlerde bağrıyorsun, üstelik oturduğun yerden ölümü düşlüyorsun tüm acizliğinle..
Özellikle biri bulamasın diye bir şeyi saklar da kendisi de unutur ya yerini bazen insan, işte ben aşkı böyle kaybettim.
Bıçak saplamak,kılıç saplamak,çatalı,şişi saplamak. Çıkarmadığında çok acıyan canın,çıkardıktan sonra da iyileşene kadar acır ya hani. Saplantı haline gelmiş bir düşünceyi aynı böyle düşünüyorum işte.
Çırılçıplak uzanmıştın yanıma,
İlk kez bu kadar sızlamıştı içim bir sevişmenin ortasında.
İlk kez bu kadar çok ağlamıştım bir kadının koynunda.
Doğmasın diye güneş,
İlk kez bu kadar uzun yalvarmıştım Allah’a.
Biliyormuş gibi,
Sanki yıllar öncesinden fısıldanmış gibi kulağıma,
Uyuyamamıştım o gece,
Son kez sarıldığını hissetmiş gibi.
Yutkunamadım izlerken kirpiklerinin güzelliğini.
Ve sanki parmaklarıma sinsin diye kokusu ellerim saçlarına mühürlenmiş gibiydi.
İçimde karanlık bir orman,
İçimde kibrit sesleri…İçimde ürkek bir korku.
İçimde içinde beni kaybetmişsin gibi bir kuşku,
İçimde çaresizliğin ilk solosu.
Ve sabah !
Ve ayrılığın uğultusu.
Uzun bir yol,
Karşılıklı susuşmalar..
Kaçırılan gözler.
Ve beklenen telefon.
Ve aramayan sevgili ! Öyleyse dinle.
Binlerce adamının koynunda uyan sabahlara,
Hepsini öp !
Yürü yürüdüğümüz yollarda el ele..
Ama ne olursun,
Bakma hiç birinin gözlerine,
Öyle derin bakma…
Dönmesin dilin “seviyorum” demeye.
Üşüyorlarsa, tenini tenime serdiğin gibi serme üzerlerine.
Biliyorum,
Faydası yok artık, döndürmez yolundan seni hiç bir “gitme”
Ama ne olursun bir gece yarısı uyandır beni bu kabustan.
“Döndüm” de “geldim” de..
Yine gidersin,
Kapıları yüzüme çarparak gidersin,
Dünyamı başıma yıkar gibi,
İntikam alır gibi,
Ana bacı söver gibi,
Beni yerden yere vurur gibi,
Bağıra çağıra..
Yine gidersin,
Daha güzel gidersin bu defa
fddghfhj
(via matematikvarsabenyokum)
Seni seviyoruz İsmail abi.
